DAO’lar Hukuken Ne İfade Ediyor?

            DAO’lar faaliyetlerini ağırlıklı olarak akıllı sözleşmeler aracılığıyla yürüten, karar alma ve icra süreçleri bakımından merkezi bir yönetim organına dayanmayan organizasyonel yapılardır. Aklımızda şekillenmesi bakımından klasik anlamda bir yönetim kurulu, genel kurul veyahut yetkili müdür organı bulunmayan ve buna karşılık faaliyetlerine ilişkin tüm karar alma süreçleri blokzincir üzerinde çalışan akıllı sözleşmelere tanımlanmış bir organizasyon yapısı düşünülmelidir. Oluşturulan yapı içerisinde örneğin proje bütçesinin hangi kaleme aktarılacağı, yeni bir iş birliğine girilip girilmeyeceği, mevcut bir hizmetin kapsamının genişletilip genişletilmeyeceği gibi nice hususlar önceden belirlenmiş oy çokluğu veyahut nitelikli çoğunluk şartlarına bağlanmaktadır. Token sahipleri de söz konusu karar önerilerine ilişkin olarak dijital ortamda oy kullanmaktadırlar. Gerekli çoğunluğun sağlanması hâlinde ise herhangi bir idari onay, fiziki toplantı veyahut yönetsel takdir sürecine ihtiyaç duyulmaksızın ilgili karar akıllı sözleşmeler aracılığıyla otomatik olarak icra edilmektedir. İşbu yönüyle söz konusu yapılanma klasik şirketlerde görülen insan iradesine dayalı organ kararlarının yerine kod temelli ve otomatik işleyen bir yönetişim modelini ikame etmektedir.

            Ne var ki Türk hukuku bakımından DAO’lar yürürlükteki mevzuat çerçevesinde müstakil bir tüzel kişiliğe sahip değildir. Türk Medeni Kanunu ve Türk Ticaret Kanununda düzenlenen tüzel kişilik türleri arasında DAO benzeri bir yapılanmaya yer verilmemiş olması benzer organizasyonların ne yazık ki hukuki statüsünü belirsiz hâle getirmektedir. Statüdeki yaşanan belirsizlik ise özellikle borç ilişkileri, haksız fiil sorumluluğu ve cezai sorumluluk bakımından ciddi nice sorunlara yol açmaktadır. Zira öncelikle tüzel kişiliğin yokluğu sorumluluğun kime ait olduğu sorusunu gündeme getirmektedir. DAO kapsamında alınan kararlar sonucunda üçüncü kişilere zarar verilmesi hâlinde sorumluluğun akıllı sözleşmeyi yazan geliştiricilere, yönetişim tokenine sahip olan kullanıcılara, fiilen kontrol sağlayan kişi veyahut gruplara yahut projeyi başlatan kuruculara atfedilip atfedilemeyeceği hususu doktrinde tartışmalıdır. Mezkur durumlar ise öngörülemez sorumluluk zincirleri doğurarak hem katılımcılar hem de yatırımcılar açısından hukuki riskleri artırmaktadır. Buna ek olarak DAO’larda yönetsel yetkilerin kime ait olduğu ve işbu yetkilerin hangi sınırlar içinde kullanılabileceği de net değildir. Token sahipleri tarafından alınan kararların Türk hukukunda tanımlı bir organ kararı niteliği taşıyıp taşımadığı, işbu kararların bağlayıcılığı ve iptal edilebilirliği hususları açık düzenlemelere konu olmamıştır. Bu nedenledir ki DAO içi yönetişim kararlarının klasik şirketler hukukundaki genel kurul veyahut yönetim kurulu kararlarıyla kıyaslanması mümkün olmamaktadır. Hukuki ihtilaflar bakımından bir diğer temel sorun ise muhatap tespitidir. DAO’ya karşı açılacak bir davada davalının kim olacağı, yetkili ve görevli mahkemenin nasıl belirleneceği ve uygulanacak hukukun ne şekilde tespit edileceği özellikle sınır ötesi DAO yapılarında daha da karmaşık bir hâl almaktadır. Akıllı sözleşmelerin otomatik icrası da uyuşmazlıkların klasik yargı mekanizmalarıyla çözümünü de zorlaştırmaktadır.

            İşbu bağlamda uygulamada DAO’ların doğrudan ve tek başına faaliyet göstermesi yerine şirket tüzel kişiliği ile DAO yapısının birlikte kurgulandığı hibrit modeller tercih edilmektedir. Bu modellerde şirket hukuki muhatap ve sorumluluk merkezi olarak konumlandırılmakta;  DAO ise yönetişim, katılım ve teknik karar alma mekanizması olarak işlev görmektedir. Böylece hem hukuki öngörülebilirlik sağlanmakta hem de merkeziyetsiz yapının avantajları korunmaya çalışılmaktadır. Yukarıda izah olunan hususlar muvacehesinde DAO’lar teknolojik açıdan yenilikçi ve dönüştürücü bir potansiyele sahip olmakla birlikte Türk hukuk sistemi içerisinde doğrudan tanımlanmış ve güvenli bir hukuki statüye henüz kavuşmuş değildir. Bu sebeple de DAO temelli projelerin mevcut hukuk düzeniyle uyumlu ve sorumluluk rejimi açık biçimde belirlenmiş yapılar üzerinden kurgulanması hem yöneticiler hem de katılımcılar açısından kaçınılmaz bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.

www.kriptohukukcu.com Kurucu Avukatı

                 Av. Betül AKÇA

En Çok Okunanlar

İletişime Geçin