2008 yılında Satoshi Nakamoto imzasıyla yayımlanan teknik dokümanla ortaya çıkan bitcoin 2026 yılı itibarıyla yalnızca kronolojik olarak değil; hukuken ve fiilen de reşit kabul edilebilecek bir olgunluk evresine ulaşmış, on sekiz yıllık gelişim sürecini tamamlamış bulunmaktadır. Bu süre zarfında bitcoin deneysel bir yazılım ya da marjinal bir dijital araç olmanın da ötesine geçerek hukuk düzenlerinin doğrudan muhatap almak zorunda kaldığı bir değer kategorisi hâline gelmiştir.
Gelinen aşamada ise başta bitcoin olmak üzere kripto varlıklar; ekonomik değer ihtiva eden, mülkiyet hakkına konu edilebilen, zilyetlik ve tasarruf yetkisi doğuran, miras hukuku kapsamında intikale elverişli, cebrî icra süreçlerinde haciz ve muhafaza altına alma işlemlerine konu olabilen, adli ve idari el koyma tedbirlerine tabi tutulabilen, ceza soruşturmaları ve kovuşturmalarında maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet eden delil… vb niteliği taşıyan varlıklar olarak kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra kripto varlık işlemlerinin blokzincir üzerinde değiştirilemez biçimde kayıt altına alınması sayesinde zincir üstü hareketler bilirkişi incelemeleri yoluyla teknik olarak izlenebilmekte olduğundan işlemlerin kaynağı, aktarım güzergâhı ve nihai varış noktası forensik yöntemlerle analiz edilebilmektedir. Tüm bu özellikler ise kripto varlıkların ulusal ve uluslararası düzenlemeler, yargı içtihatları ve yerleşik uygulama pratikleri çerçevesinde meşruiyeti kabul edilmiş, hukuken tanımlı ve fiilen yerleşik bir varlık türü hâline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenledir ki özellikle ceza hukuku uygulamalarında sıklıkla karşılaştığımız “Bitcoin suç aracı mıdır?” şeklindeki yaklaşım da zamanla güncel hukuki gerçeklikle bağdaşan bir sorgulama olmaktan çıkmıştır. Zira Ceza Hukuku bakımından sorumluluk araçlara değil de fiile, kusura ve iradi davranışa bağlanmaktadır. Dolayısıyla hukuki değerlendirmenin bitcoin ya da diğer kripto varlıkların bizatihi kendisine yöneltilmesi değil de işbu varlıkları hangi saikle ve hangi iradi tercihlerle kullanan kişi/kişilerin ve kurumların sorumluluğu üzerinde yoğunlaşması gerektiği önem arz etmektedir. Aksi bir yaklaşım hali Ceza Hukukunun takdir edersiniz ki şahsilik ilkesi, kusur sorumluluğu ilkesi ve hukuki güvenlik ilkesiyle açıkça bağdaşmayacaktır.
Anılan tüm gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde devletlerin ve düzenleyici otoritelerin bitcoinin yaklaşık on sekiz yıllık gelişim süreci içerisinde evrilen güncel yaklaşımı, yapılan hukuki tespitleri doğrular ve pekiştirir nitelikte olduğu görülmektedir. Zira ilk dönemlerde ağırlık kazanan mutlak yasaklama ve sistem dışı bırakma refleksleri zaman içerisinde yerini düzenleme, denetim ve normatif çerçevenin tesis edilmesi yönündeki zorunlu ve kaçınılmaz bir yönelime bırakmıştır. Mezkur dönüşüm ise bitcoinin yalnızca fiilî bir olgu olarak varlığının kabul edilmesiyle sınırlı olmayıp; idarenin, yargının ve düzenleyici kurumların hukuken muhatap almak zorunda olduğu bir değer, işlem konusu ve denetim alanı hâline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Başka bir ifadeyle söz konusu yaklaşım değişikliği bitcoinin varlığının meşruiyetinin tartışıldığını değil de hukuki statüsünün tanımlandığını, uygulanabilir normlara bağlandığını ve buna bağlı bir sorumluluk rejiminin tesis edildiğini göstermektedir. Mevzu bahis hususlar nazara alındığında 18 yılı geride bırakan bitcoinin 18.yaşı kutlu olmasını ve daha nice yıllarını hukuki ve teknolojik olgunluk içerisinde karşılamasını www.kriptohukukcu.com olarak diliyoruz.
www.kriptohukukcu.com Kurucu Avukatı
Av. Betül AKÇA



